Çalınmış Akşamlar


Çalınmış Akşamlar

Bir ceylan yavrusu doğar doğmaz birkaç dakika içerisinde ayaklarının üzerinde durmaya başlar. Annesi otlamaya gittiğinde, sanki biri öğretmiş gibi, otların arasında oturup sessizce gizlenerek annesinin gelmesini bekler.

Hayvanlar doğar doğmaz, yaşamlarını idame ettirebilmeleri için gerekli tüm becerileri adeta beyinlerine kodlanmış olarak doğarlar. Bir ömür boyu bu becerileri ya hep aynı kalır ya da az bir gelişim göstererek, bu sınırlı becerileriyle hayata tutunmaya çalışırlar.

İnsan ise doğduğunda, hayatını idame ettirebilecek hemen hemen hiçbir kabiliyeti yoktur. Kâr veya zararını doğru dürüst yirmi yaşına kadar kestiremez bile…

Doğduğu andan itibaren, kendini geliştirmekle mükellef olan insanoğlu, modern yaşamda bu sorumluluğunu son zamanlarda unutmuş gibi görünmektedir.

Beşikten mezara kadar sürmesi gereken gelişim ve eğitim serüveni, günümüzde çok erken noktalanmakta, herhangi bir etiketi veya diplomayı alır almaz da, kendini geliştirme sürecini tamamladığını zannetmektedir.

Akşamları evine gelen günümüz insanını kendini geliştirmekten alıkoyan bir yığın zaman hırsızı, tuzaklarını kurmuş beklemektedir.

Televizyondaki binbir türlü ve birçok kanalda yayınlanan, her insanın ilgisine hitap edebilecek, dizi, yarışma, filmler bir tarafa, sosyal medyanın çıldırtıcı çekiciliği, internetin sınırsız dünyası derken, uykusu gelen günümüz insanı, akşam hırsızlarına mağlup olarak günü bitirmekte ve yine aynı rutini yaşamak üzere yeni bir güne uyanmaktadır. Hem de yorgun ve dinlenmemiş…!

İnsanın maddi ve manevi gelişimi akşam saatlerinde gerçekleşir. Gündüz vaktinde koşturmacadan, gün ışığından, gürültüden dolayı birçok uyaranın saldırısı, insanı kendisiyle başbaşa kalmaktan alıkoyar.

Ancak akşam olup gün battığında, gecenin karanlık örtüsü, sokakları kapladığında ve yavaş yavaş derin bir sessizliğin, her tarafı kuşatmasının ardından,  insanın kendini yetiştirme ve geliştirme zamanı da gelmiş demektir.

En değerli ibadetlerden biri gece yapılan ibadetlerdir. Çünkü gösterişin, riyanın minimuma indiği, ruhunun seslenişlerini duymaya başladığı bu saatlerde, Yaratıcıya olan ihtiyaç en saf haliyle hissedilmeye başlar.

Bilgiye ulaşmanın bir tuşa basmak kadar kolaylaştığı günümüzde, insanımız kendini geliştirme, sürekli tekâmül ve ilerleme alışkanlığını kaybetmenin ötesinde, manevi gelişimini de ihmal ederek, ruhunun dahi gelişime ihtiyacı olduğunu çoktan unutmuş gözükmektedir.

Kendini, dünden farklı kılacak gayretlerden uzaklaştıran, sinsi akşam hırsızlarına teslim olan insanımızın, bırakın dünden farklı olmasını, geçen yıldan bile tek farkı,  bir yıl daha fazla yaşlanmasından başka ne olabilir ki…

Entelektüel birikim eksikliği ve niteliksizliğin, toplumda yaygın bir hal alması, geleceğimizi tehdit eden ve gelişimimizin önündeki en büyük bariyer olduğunu da unutmamalıyız.

Sağlıcakla kalın…