Samsun Akalan Köyü Faciası: Pontus Çetelerinin Kanlı Gecesi
Doğu Karadeniz’de bir Rum devleti kurma hayaliyle ortaya çıkan Pontus meselesi, XIX. yüzyılın sonlarından itibaren uluslararası destekle büyüyen bir siyasî ve askerî projeydi.
İngiltere, Fransa, Rusya ve ABD’nin dolaylı desteği, Yunanistan’ın Megali İdea hedefiyle birleşince, Batum’dan İnebolu’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada bir “Pontus Devleti” planlandı. Samsun, ticaret yolları üzerindeki stratejik konumu nedeniyle başkent olarak düşünülüyordu.
Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı sırasında askerden kaçan Rumların oluşturduğu çeteler, Mondros Mütarekesi sonrası siyasî bir kimlik kazandı.
Pontus Cemiyeti ve metropolitlikler aracılığıyla örgütlenen bu gruplar, özellikle Samsun–Bafra–Nebiyan hattında faaliyet gösterdi. Amaçları, Müslüman halkı korkutarak göçe zorlamak ve bölgede nüfus çoğunluğunu elde etmekti.
Cinayetler, köy yakmalar, gasp ve yağma bu stratejinin bir parçasıydı. Büyük devletlerin yanı sıra bölgedeki zengin Rum tüccarlarının da bu hareketlere destek verdiği belgelerle ortaya kondu. İlerleyen dönemde destek verenler tespit edilerek Amasya’da kurulan İstiklal Mahkemeleri’nde yargılandı. Millî Mücadele’nin en sancılı meselelerinden biri Pontus sorunu ve çetecilik faaliyetleriydi.
İşte bu ortamda, 8 Haziran 1922 gecesi Samsun’un Kocadağ mıntıkasında yer alan Akalan Köyü büyük bir saldırıya uğradı.
Resmî kayıtlarda “asiler” olarak geçen silahlı gruplar yani Pontus Rum çeteleri köyü ateşe verdi. O gece Sait oğlu Osman, Recep oğlu Ömer ve Gül Hatun yaralandı; en ağır kayıp ise henüz 12 yaşındaki Hatice oldu.
Köyün fiziki yapısı neredeyse tamamen yok edildi: 36 ev, 22 ambar, 29 samanlık ve 13 sergen kül oldu. 71 öküz, 92 sağmal inek, 62 kile arpa, 65 kile buğday; ayrıca 505 parça bakır eşya ve 179 yatak takımı gasp edildi.
Küçükbaş ve binek hayvanları da (113 koyun, 12 keçi, 12 at, 51 merkep) el konuldu. Bu rakamlar, saldırının tesadüfi değil, sistematik bir yıkım amacı taşıdığını gösteriyordu. Üstelik o yıl mahsuller fevkalade verimliydi.
Ancak köy, asilerin kontrolünde kaldığı için köylüler tarlalarına ulaşamadı. Hasat yapılamadı, üretim kesildi, açlık ve yoksulluk köyün kapısını çaldı. Yerel idare, çaresizce güvenlik tedbirlerine başvurdu. Canik Mutasarrıfı Faik, merkeze gönderdiği raporda köylülerin mahsullerini toplayabilmesi için muhafız talep etti. Bu talep, devlet otoritesinin bölgede ne kadar zayıfladığını ve yeniden tesis edilme çabasını açıkça ortaya koyuyordu.
Sonuç olarak Akalan Köyü’nün yakılması, yalnızca bir köyün trajedisi değil; 1920’lerin başında Karadeniz’de yaşanan güvenlik boşluğunun, ekonomik yıkımın ve toplumsal kırılmanın somut bir örneğidir. Pontus çetelerinin faaliyetleri, Millî Mücadele’nin en çetin cephelerinden birini oluşturdu. Bugün bu belgeler, bize yalnızca bir köyün değil, bir dönemin ruhunu ve mücadelesini anlatıyor.
Emin Günaydın
Tarihçi- Sosyolog
Yayın Tarihi: 13/05/2026 - 13:01









