Ordu’nun Yemekleri Ulusal Basında Yer Aldı


Ordu’nun Yemekleri Ulusal Basında Yer Aldı

Ordu Valiliği’nin daveti üzerine ilimize gelen ve program çekimleri gerçekleştiren “Görevimiz Yemek” programının sunucuları ünlü gurme Mehmet Yaşin ve Teoman Hünal, Ordu’nun yemek kültürünü ulusal gazetelerdeki köşe yazılarında paylaştılar.

Digiturk’ün 21 nolu kanalı olan beIN GURME’de yayınlanan “Görevimiz Yemek” programının sunucusu ünlü gurme Mehmet Yaşin, Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan yazısında; ‘Ordu, dereler ve yaylalar kenti. Onun için şırıl şırıl, yemyeşil. Yaylaların güzelliği yanında İsviçre köyleri halt etmiş. Ordu’nun doğası kadar mutfağı da davetkâr. Ordulular, otu, sebzeyi çok severler. Mutfakları yeşil yeşil. Dünya vejeteryanlarının göz bebeği olmaya aday.’ diye tanımladı.

Mehmet Yaşin’in Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan yazısı:

Dereler, yaylalar, lezzetli yemekler kenti - Mehmet YAŞİN

Ordu, dereler ve yaylalar kenti. Onun için şırıl şırıl, yemyeşil. Yaylaların güzelliği yanında İsviçre köyleri halt etmiş. Ordu’nun doğası kadar mutfağı da davetkâr. Ordulular, otu, sebzeyi çok severler. Mutfakları yeşil yeşil. Dünya vejeteryanlarının göz bebeği olmaya aday. Ot deyince akla hemen Ege gelir ama Karadeniz bu konuda daha zengin.

Teleferiğe atlayıp Boztepe’ye çıktığınızda, göreceğiniz manzara sizi Ordu’ya sırılsıklam aşık eder. Ben öyle oldum. Boztepe’den bir baktım ki, denize doğru uzanan dağların zirvesine kar oturmuş. Beyaz bulutlar vadilere çökmüş, kalmış. Bulutların üstündeki tepelerde beyaz badanalı evler, düşlerdeki evlere benzemiş. Bütün tepeler fındıklık. Bahar gelip bunlar yeşerince, yamaçların yeşil denize dönüşeceğini biliyorum.

Yamacın hemen kıyısını, mavi Karadeniz’in beyaz köpüklü dalgaları dövüyor. Dalgalar henüz insaflı, sakin. Delişmen günlerini de çok görmüştüm onların. Ürkütücü dalgalara dalıp, düşler kurduğum olmuştur geçmiş fırtınalı günlerde. Şöyle bir bakınca, Ordu’nun bir zamanlar ne kadar güzel olduğu hemen anlaşılır. Yüzünü denize dönmüş beyaz boyalı konaklar bunun şahididir. İnanmıyorsanız sorun onlara! Ama yeni yapılan binalar yok mu? Onlar işi bozmuş, Ordu’nun güzelliğine gölge düşürmüş.

Dereler ve yaylalar kenti         

Kentin dışı da içi kadar güzel. Perşembe yakınlarındaki Yason Kilisesi’nin bulunduğu yarımada, sunduğu manzaralarla bir ömre bedel. Kiliseyi 1869’da bölgede yaşayan Rumlar yaptırmış. Şimdi kapıları kapalı çünkü cemaati kalmamış artık. Yarımada’nın bir tarafından güneş doğar, öte yanından ise batar. Karadeniz’in pembeye, kızıla boyandığı bu sihirli anları buradan seyretmeye doyum olmaz.

Ordu, dereler ve yaylalar kenti. Onun için şırıl şırıl, yemyeşil. Yaylaların güzelliği yanında İsviçre köyleri halt etmiş. Hele, ‘Sakin Şehir’ Perşembe’nin bir yaylası vardır ki, insanı sarıp sarmalar, bırakmaz. Ulugöl, sonbaharda etrafındaki ağaçların renklerini yansıtırken sihirli bir aynaya dönüşür adeta. Kur gölün kıyısına çadırını, unut dünyayı demek gelir insanın içinden.          

Çiseli Şelalesi’nin berrak, turkuvaz suları insanı ölümsüz kılar sanki

Kadınlar sihirbaz gibi     

Ordu’nun doğası kadar mutfağı da davetkâr. Ordulular, otu, sebzeyi çok severler. Mutfakları yeşil yeşil. Dünya vejeteryanlarının göz bebeği olmaya aday. Ot deyince akla hemen Ege gelir ama Karadeniz bu konuda daha zengin. Karadeniz’in doğası otu, sebzeyi baş tacı etmiş. Çünkü arazi sarp olduğu için hayvancılık pek gelişmemiş. Uçsuz bucaksız tarlalar olmadığı için bakliyat da, buğday da ikinci planda kalmış. Mutfaklar Karadeniz’in verdiği balık ve yamaçlarda yetişen yeşilliklerle yetinmek zorunda kalmışlar.

Ordulular her türlü ottan, sebzeden lezzetli yemekler yapabilme hünerine sahip. Özellikle Ordulu kadınlar bu konuda adeta birer sihirbaz.

Mutfakta neler pişmez ki: Kabak kavurması, sakarca kayganası, fırın fasulye, pazı mücveri, soslu patlıcan, taze bezelye kayganası, pancar diblesi, fasulye diblesi, galdirik kavurması, pancar döşemesi, karalahana çorbası, mısır çorbası, ısırgan çorbası, dikenucu kavurması, tirmit (mantar), kabak muhallebisi, fasulye turşusu. Dahası vardır da benim gözüme bunlar çarptı.         

Yemeklerin biri gitti biri geldi

İlk gittiğim yer, Boztepe’deki Radison Blu Oteli’nin restoranı oldu. Tüm Ordu’yu kuşbakışı gören bir restoran. Mutfağın komutanı Meral Hanım, masayı donattıkça donattı. Önce Karadeniz’in olmazsa olmazı karalahana çorbasının tadına baktım. Ardından her derde deva ısırgan otu çorbasından bir kaç kaşık aldım. İki çorba da hem damağımı sevindirdi hem içimi ısıttı.

Masada ilgimi çeken yemeklerden biri de taflan kavurması oldu. Taflanı ilk görüşte siyah zeytine benzetip, içimden, “Ordulular yaman insanlar, zeytinden bile yemek yapmışlar” demiştim. Gerçekten de aynı siyah zeytin formundaydı. Hatta tadı da zeytini andırıyordu. Bol soğanla kavrulunca lezzetli bir yemeğe dönüşmüştü kara taflan taneleri. Dikenucunun adını pek sevdim. Yörede melocan olarak biliniyor. Çoban ekmeği diyenler de var. Balıkesir civarında ise özlemekfilizi deniyor.  Karadeniz sahilindeki her ilde başka bir isim takılmış bu lezzetli dikene. Kavurması, turşusu yapılıyormuş ama benim aklım böreğinde kaldı. Meral Hanım fazla yememem konusunda uyardı çünkü fazlası ishale neden oluyormuş. Yemeklerin biri kalktı biri geldi: Pezik kavurması, pancar diblesi, hoşkıran kavurması, sakarca kayganası, kuymak. Tek etli yemek ise patatesli yahni oldu. Bunun bayram yemeği olduğunu belirttiler.